Tapınak kaçıran “turist”

16 Temmuz 1962 yılında, ABD vatandaşı bir adam, üzerinde antik paralarla yakalanır. Sarışın ve uzun boylu bu adam, 3 Haziran 1919 doğumlu Robert Emanuel Hecht‘tir. Emniyet tam sorguya başlayacağı sırada “yukarıdan” gelen bir telefonla serbest bırakılır. Hem de hakkında hiç bir işlem yapılmadan…

Oysa tam bir sene sonra 1963 yılında İtalya’da kazı alanından kovulacak ve 24 saat içinde sınır dışı edilecektir. Çünkü bu adam, bütün Avrupa’nın tanıdığı, milletlerarası bir antika kaçakçısıdır.

Serbest kalan Hecht, Türkiye’ye defalarca girip çıktı. Tabii her çıkışında çantalar dolusu antik kalıntı ile… Neler taşıdığı aradan geçen iki yıl sonra anlaşıldı. Şöyle ki:

Londra’da ünlü Bond caddesinde, seçkin markalı eşyaların ve pahalı mücevherlerin pazarlandığı “Sotheby” mezatçısının satış kataloglarını inceleyenler gözlerine inanamadılar. MÖ altıncı yüzyıllarına ait bir Frig tapınağı parça parça satılacaktı. Katalogda, tapınağın Burdur’un Düğer köyünde bulunup Emanuel Hecht kanalı ile elde edilerek Londra’ya getirildiği yazılıydı.

Londra’nın ünlü mezatçısı Sotheby pek çok çalıntı mal burada el değiştiriyordu.

16 Temmuz 1962 günü İstanbul Emniyeti’nden salıverilen Hecht’in Anadolu’dan getirdiği Frig tapınağı Londra’da yapılan iki satışla yeni sahiplerini buldu. Parçalara ayrılarak çeşitli yerlere yollandı. Şubat 1964’te müzayedede mabede ait 14 parça, Temmuz 1964’teki müzayede de ise 12 parça Birmingham müzesine gitti. Beş parça Stockholm’e taşındı. Diğer parçalar antika koleksiyoncuları arasında pay edildi, yani kapanın elinde kaldı, yağmalandı.

Türk yetkililer durumu öğrenince kazı yapılan Düğer köyüne gittilerse de yapacakları bir şey yoktu. Bugün burası Burdur-Denizli karayolunun yaklaşık 40. km’sinde bulunan Yarışlı Gölü üzerindedir ve Tymbrianassus Antik Kenti adıyla bilinmektedir.

Hecht’in arkasındaki güç

Olay kayıtlara “Türk makamlarının dikkatsizliği” diye geçmişti. Ancak bu kadar basit bir hırsızlık değildi. Elbette Hecht bunu tek başına yapmamıştı.

Robert Emanuel Hecht, varlıklı bir yahudi ailesinin çocuğu olarak Baltimore’da doğdu. Babasının sahip olduğu Hecht Mağazalar Zinciri’nde çalışmak yerine maceralı işlere merak sardı. Haverford Koleji’nden mezun olduktan sonra donanmaya yazıldı.

Almanya’dan göç eden bir aileye mensup olduğundan Almancası mükemmeldi. Nürenberg Savaş Suçluları Mahkemesi’nde bir yıl boyunca çevirmenlik yaptı.

Askerlik sonrasında arkeolojiye merak sardı. Zürih ve Roma’daki üniversitelerde “arkeoloji” eğitimi gördü. 1950’de Roma’da antika ticaretine başladı.

Türkiye’den kaçırdığı tapınak parçalarından başka, İtalya’da da marifetini sergilemişti. İtalyanlar çevirdiği fırıldağın farkına varmışlardı ancak neyi “yürüttüğünü” bilemiyorlardı. İşi sağlama almak için önce kazı alanından kovdular, sonra da sınır dışı ettiler.

Çaldığı eser İtalya’nın Etrüsk uygarlığı bölgesinde, MÖ. 515 yılında Eufronios’ın resimlediği dev bir seramik şarap kabı idi. New York Metropolitan Müzesi bu esere o zamanın parasıyla “trink” diye 1 milyon dolar ödeyince ortalık ayağa kalktı.

Hecht, İtalya’dan kaçırdığı 2500 yıllık kasenin önünde mutlu, mesut poz verirken

İtalyan basını hem müzeyi, hem Hecht’i hırsızlıkla suçladı. Hecht, “Bu eser babamdan hatıradır, o da Lübnan’daki bir Ermeni’den satın aldmıştı” diye kendisini savundu. Ermeni, Hecht’i doğruladı!.. Olay kapanır gibi oldu. Aslında Ermeni yalan söylüyordu, Hecht ile aynı “teşkilattan” idi.

Nitekim sonradan Ermeni’nin para karşılığında yalan söylediği, parçanın İtalya’daki antik mezardan “yürütüldüğü” anlaşıldı. İtalyanlar peşini bırakmadılar.

2001’de Paris’teki evinde yapılan polis aramasında bu parçanın Lübnan’dan değil İtalya’dan geldiği tespit edildi. 2006 yılında da Metropolitan, çalıntı eseri İtalya’ya geri vermek zorunda kaldı. Hecht’e kaptırdığı parayı asla geri alamadı.

Hecht Türkiye’yle alakasını hiç kesmedi. Anadoludan kaçırılan antik eşyaların neredeyse tamamında, dolaylı-dolaysız parmağı olduğu tahmin ediliyor.

Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Özgen Acar’ın anlattığına göre kendisine; “Gazinocular Kralı Fahrettin Aslan ile şeşbeş oynayıp Boğaz’da balık yemeyi çok özledim!” demişti. [1]

Kendisiyle ne zaman görüşülse ısrarla “Hıristiyan sanat eserlerinin yasadışı olarak ihraç edilmesine hiç karışmadım” diye cevap veriyordu. Bu aslında batılı yetkililerin ağzına sürülen bir parmak baldı.

Onu hiç kimse yargılayamadı. Kendinden o kadar emindi ki, 1973’te The New York Times’a “Hiçbir hücrede asla bir dakika geçirmedim” diye açıklama yapmıştı.

İtalyanlar kendi eserlerini kurtarabilmişlerdi. Frig tapınağından Türk müzelerine intikal edebilen ise, polisin Hecht’in elinden aldığı, bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde duran parçalardı.

Türkiye ise “antika kaçakçılığı” tarihinde bir örneği daha bulunmayan tapınak kaçırıp satma olayının yaşandığı ilk ülke olarak tarihe geçti.

Robert Emanuel Hecht, 8 Şubat 2012’de Paris’teki evinde 92 yaşında öldü. Dünya literatüründe Amerikalı antikacı olarak tanındı. Polis kayıtlarına antika eser kaçakçısı, tarihe ise hırsız olarak geçti.


[1] Özgen Acar, Tanrıya Adanmış Şamdan, Cumhuriyet Gazetesi, 4 Şubat 2012 Salı

KAYNAK
Yedikıta Dergisi, sayı: 135, Kasım-2019


Sevebilirsin...