Tandır sefası

Alt tarafı geniş, ağzı dar olarak kırmızı çamurdan yapılan ve pişmeden bir çukura gömülen bir çeşit fırına tandır denir. Arapça “tennur” kelimesinin türkçeleşmiş halidir. İçinde tezek ve çalı çırpı yakılarak ekmek pişirilir. Anadoluda hala kullanılmaktadır.

Bunun hava deliğine “külle” denir. İçinde kebap, “çebiç” denilen iki yaşına basmış oğlak kızartılabilir. İçinde pişen ekmeğe ve kebaba “tandır ekmeği”, “tandır kebabı” derler. Bugün de tandırda ekmek ve kebap yapanlara rastlamak mümkündür ancak bunlar evlerde değil lokantalarda yapılmaktadır.

Tandırın anlamı bununla sınırlı değildir. Kışın soğuktan korunmaya yarayan, hiç bir evden eksik olmayan türüne de tandır denmişti. Eski zaman hikayelerinde ismi geçen tandır işte budur.

Tandırın imalatı şöyle olurdu: tahtadan yapılmış dört kısa ayaklı bir masanın alt kısmına çakılan ortası delik bir rafa oturtulmuş toprak veya saç bir mangal ile kurulurdu. Yanmaması için masanın altına teneke mıhlanırdı. Bunun üzerine de geniş bir yaygı örtülmek suretiyle sıcaklık içine hapsedilirdi.

Etrafına fırdolayı sedirler konur, buraya oturanlar ayaklarını örtünün altına sokarlardı. O zamanlar televizyon, internet kullanımı olmadığından insanlar hem kendilerine hem eşine dostuna böyle ortamlarda çokça vakit ayırabiliyordu.

Soğuk kış gecelerinde tandırın etrafında sohbet, dedikodu, hikayeler, masallar gırla giderken ceviz, fındık, badem, keçiboynuzu, iğde, leblebi, kayısı, dut kurusu yenirdi. Bu arada dışarıdan bozacı geçerse satın alınır, üzerine leblebi konulup içilirdi. Yaşlı nineler için leblebi havanda öğütülüp tozu bozanın üzerine serpilirdi.

Tandırın en önemli fonksiyonlarından biri, kültürün nesilden nesile aktarıldığı bir mekan olmasıdır. Yaşlılar hatıralarını anlatarak tecrübelerini ve bildiklerini bir sonraki kuşağa naklederlerdi. Bunun yanısıra aile büyükleri çocuklarına dini bilgileri burada verirlerdi.

Bu arada oyunlar oynanır, bilmeceler sorulur, kıyasıya bir rekabet yaşanırdı. Bilmecelerden usanç gelirse tekerleme yarışına girilir; “Dal kalkar, kalkar tartar” gibi dil cambazlığında yarışılırdı.

Tandır başında yapılan dedikodular başkalarına nakledilirken “tandırnameden rivayet” denirdi.

Tandır sefası Abdülaziz Han dönemindin sonlarından itibaren terkedilmeye başlanmıştır.

Sevebilirsin...