Sahibi yanlış bilinen keşifler

Bir kişinin yeni bir şey keşfetmesi kadar onurlu bir hareket yoktur. Yeter ki insanlara, hayvanlara hatta bütün çevreye faydalı olsun. Bazı insanlar da isteyerek veya tesadüfen yapılan çalışmalara ortak olurlar. Ne demek istediğimizi daha iyi anlatabilmek için örneklerimize geçelim.

Ambroise Paré (damarların dikişle birleştirilmesi)
Ameliyatlarda kan akmasını önlemek için dikişle damarları birleştiren ilk kişinin Fransız Ambroise Paré (ö. 1590) olduğu bilinir. Oysa ondan 600 yıl önce Endülüslü alim olan Zehrâvî bulup uygulamış ve kitabında buna yer vermişti.

Galileo Galilei (teleskop)
Bu İtalyan bilim adamının astronomi ile ilgili keşiflerini hatırlayacaksınız. Hele dünya dönüyor dediği için Katolik Kilisesinden çektikleri herkesin dilindedir. Galileo teleskopun mucidi olarak da bilinir.

Ancak bu bilgi yanlıştır. Bu cihazı ilk yapan Hollandalı Hans Lippersgey idi. 1608’de, 3 lensli bir teleskop için patent başvurusunda bulunmasına rağmen kimse yüzüne bakmadı.
1609 yılında Galileo, Lippersgei ve diğer bilim adamlarının çalışmalarını üstlendi ve kendi geliştirilmiş teleskopunu imal etti. İlk keşfedeni olmasa da teleskopu ilk bulan olarak tanındı.

Dr. Percival Pott (omurilik tüberkülozu tedavisi)
Omurilik tüberkülozlarının ilk başarılı tedavisini yapanın İngiliz cerrah Pott (ö. 1788) olduğu anlatılır. Fakat ondan 900 yıl önce Endülüslü alim olan Zehrâvî (ö. 936) bulup uygulamış ve kitabında buna yer vermişti.

Edward Jenner (çiçek aşısı)
Çiçek aşısını ilk defa bulup uygulayan kişi olarak ortaya çıktı. Ama İngiliz cerrah Janner (ö. 1823) kocaman bir yalan ortaya atmıştı.
İngilter çocuk aşısının varlığını 1700’lü yılların başlarında Lady Mary Montague‘nun Türkiye’den yazdığı mektuplardan öğrenmişti. İngiltere’nin İstanbul büyükelçisi olan kocasının yanında iken Eylül-Ekim ayları arasında bütün çoculara çiçek aşısı yapıldığına şahit olur. O yıllarda İngiltere’de yaşanan salgınlarda binlerce çocuğun öldüğünü, hayatta kalanların ise yüzlerinde ömür boyu taşımak zorunda olduğu kabarcık izleri kaldığını bilmektedir. Bir anne olarak yanında getirdiği oğlunun akibetini düşünür. Aşı yapılan çocukların günler sonra bile güle oynaya yaşadığını görünce cesaretlenir ve oğluna aşı yaptırır. Bunları yazdığı mektuplarda açıkça dile getirir ve şöyle ilave eder: “Kendi çıkarlarını, insanların faydası uğruna feda edebileceklerine inansam, bunu doktorlarımıza tavsiye etmekten geri kalmazdım.”

Ülkesine döndükten sonra, 1721’de yine bir salgın yaşanır. Kraliyet ailesi Lady Mary’nin yöntemini uygulamak ister. Ancak doktorlar “tehlikeli olabilir” diye şiddetle karşı çıkarlar. Tıp dünyasının biricik konusu bu olur. Sonunda aşının, önce mahkûmlar üzerinde test edilmesine karar verilir.

İnsanoğlu, çiçek hastalığına müdahale etmeyi çok önceden beri biliyordu. Kafkasya’da yerel şifacıların bu işi yaptıkları kaynaklarda yazılıdır. Ama bunu bir devlet politikası olarak kabul eden ve vatandaşlarına ücretsiz hizmet veren Devlet-i Aliyye olmuştur.

Floransa dükalığı seri civciv üretimi için Osmanlıdan teknoloji ithal etmişti.

Abbé Copineau (kuluçka makinesi)
Kümes hayvanlarının yaptığını yapıp aynı anda yüzlerce, binlerce civciv elde edecek kuluçka makinesini ilk defa Fransız papaz Copineau (ö. 1843) tarafından yapıldığı ileri sürülür. Doğrudur, Fransa’da ancak 1829 yılında ulaşılan bu seviye İtalya’da Floransa Dükalığı tarafından 150 yıldır kullanılıyordu. Peki Dükalık bunu nereden biliyordu?..

Hollandalı gezgin Corneille le Bruyn (ö. 1727)’ın anlattığına göre “Osmanlı vilâyet merkezi Kahire’de, bir Türk iş adamının kuluçka fırınları yer altında ve kerpiçten inşa edilmişlerdi. Üzerlerinde bacalar vardı ki bunlar fazla olan ısının çıkması içindi. Bir fırın binasında genellikle yirmi dört fırın bulunurdu. Bunlar on ikisi bir tarafta, on ikisi diğer taraftaydı. Her iki taraftaki on ikişer fırının altısı altta, altısı üstteydi. Bunlar, saman ve tezek yakılarak ısıtılırdı. Civcivlerin kabuklarını kırması yirmi ikinci gün son bulurdu. Mısır iklimi sıcak olduğu için kış mevsiminin dördüncü ayında bu işlem yapılmaktaydı. Fırınların büyüklüklerine göre her birine ortalama 800-8000 arası yumurta konulabilmekteydi. Avrupalılar, Türkiye’deki bu ilginç tavukçulukla rekabet edemediler. Floransa Dükü akıllılık edip Türkiye’den uzmanlar getirtti.”

Kuluçka fırınının içi

Türkiye için bu yeni bir şey değildi. Osmanlıda kanatlı hayvan sektörü en az 200 seneden beridir bu şekilde üretim yapıyordu. Bunu da ünlü sefir Busbeck’ten öğreniyoruz. “Mısır’dan gelenler, orada yumurtaların, bizde de olduğu gibi kuluçka için tavukların altına konmadığını gösteriyor. Hayvan gübresini üst üste yığarak bir çeşit fırın yapılıyormuş. İnsanlar yumurtalarını bu fırınlara getirirmiş. Güneşin sıcaklığı ve gübrenin çürümesiyle oluşan ısı sayesinde çıkan civcivler fırıncı tarafından sahiplerine verilirmiş. Ancak yumurtalar sayılmaz, tartılırmış.”

Alexander Bell (telefon)
Modern telefonculuğun temelini attı ve ABD ve diğer ülkelerde tanınmasını sağladı. Ancak, birçok kişinin inandığı gibi telefonun kendisini keşfetmedi.

Bell’in telefonu patentlemesinden 15 yıl önce, İtalyan Antonio Meucci telefon sisteminin çalışmasını 1860’ta zaten göstermişti. 1871’de patent başvurusu yaptı, ancak onaylanmadı.

Meucci’nin telefon sistemi bildiklerimizden farklıydı. Sesi belirli bir mesafeden iletebiliyordu.

1875’te Bell telefonu patentledi. Meucci önceliği için onu dava etmeye çalıştıysa da maddi imkansızlıklar yüzünden başarılı olamadı. Ancak 120 yıl sonra ABD Kongresi onu telefonun ilk kaşifi olarak tanıdı. Bunun Antonio Meucci’ye bir faydası olmadı, yoksulluk içinde öldü.

Frederich Trendelenberg (temel ameliyat aletleri)
Günümüzde bile kullanılan temel ameliyat gereçlerini ilk defa bulan kişinin Alman cerrah Trendelenberg (ö. 1924) olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz demektir. Çünkü 1000 sene önce Endülüslü alim olan Zehrâvî bu temel aletlerin tümünü keşfedip uygulamış ve Kitabü’t Tasrif limen aceze ani’t Te’lif adlı kitabında çizimleriyle anlatmıştı. Tam 300 sene sonra 1200 lü yıllarda Liber Theoricae adıyla latinceye tercüme edilmişti.

Alexander Fleming (penisilin)
İlk antibiyotik olan penisilini keşfeden kişi olarak bilinir. 1928 yılında küfü izole ederek tüberküloz, kangren ve diğer enfeksiyonlardan muzdarip olan milyonlarca hayatı kurtardı.

Ancak, penisilini ilk keşfeden kişi değildi. 32 yıl önce, 1896 yılında, Fransız tıp öğrencisi Ernest Duchesne, bir kobayın yüksek ateşini küfle tedavi etti. Ancak, Fransız tıbbında bilimsel makale yayınlama uygulaması olmadığı için bu tedavi yöntemini kimse ciddiye almadı. İşin ibretlik kısmı şu idi: Duchenne 1912 yılında penisilinle tedavi edilebilecek bir hastalıktan, tüberkülozdan öldü.

Gustav Adolf Walcher (ters doğuma ilk müdahale)
Çocuğun ters doğmasına müdaheleyi “ben buldum” diye ilan etti ve kayıtlara “Walcher Durumu” olarak geçirdi. Oysa Stutgartlı jinekolog Walcher (ö. 1935) ya cahilce konuşuyordu veya yalan söylüyordu. Zira 1000 yıl önce Endülüslü alim olan Zehrâvî çocuğun ters doğmasına nasıl müdahale edilmesi gerektiğini ayrıntılı bir şekilde yazmıştı.

Joshua Lederberg (genetik araştırma)
Bu Amerikalı bilim adamı genetik ve mikrobiyoloji alanında birçok keşifte bulundu. Eşi Esther Miriam ile birlikte, genlerin bakterilerden birbirlerine bulaşma mekanizmasını keşfetti. Bu keşif uzun yıllar boyunca genetik araştırmanın gelişimini sağladı.

Lederberg, 1958’de bakterilerdeki genetik materyali araştırdığı için Nobel Fizyoloji ve Tıp Ödülü‘ne layık görüldü. Ancak, karısının adından ve keşfe olan katkısından hiç bahsetmedi. Esther, hiç hoş olmayan bu davranış nedeniyle 1966 yılında Lederberg’ten boşandı.

Walter Keane (iri gözlü resimler)
1960’ların en popüler sanatçılarındandı. Daha doğrusu, öyle görünüyordu. Aslında Walter Keane’nin eserleri kendisinin değil karısı Margaret’e aitti.

Karısı gece gündüz resim çizerken Walter medyaya verdiği röportajlarda resimlerden bahsetti ama karısından hiç bahsetmedi. Bu tuhaf durum 13 yıl boyunca sürdü.

Kocasının bu tavrından bıkan Margaret 1970 yılında boşanma davası açtı. Hakim Margaret ve Walter’dan iri gözlü birer resim çizmelerini istedi. İri göz, Margaret’in resimlerine has bir özellikti.

Kadın hızla resmini tamamlarken, Walter “omzum ağrıyor” diye resim çizmeyi reddetti. Hakim tabloların Margaret’e ait olduğuna karar verdi.

KAYNAKLAR
The Letters and Works, Lady Mary Wortley Montagu, Henry G. Bohn, London-1861
Voyages au Levant, Corneille le Bruyn, La Haye-1732
Turkish Letter, Ogier Ghislain de Busbecq, London- 1694
Tarihin Cemaziyel Evveli, Ahmet Sarbay, Kitapita, İstanbul-2020

Sevebilirsin...