Üçgenine göre değişir!..

Yirminci yüzyıl filozoflarından Bertrand Russell, dünyanın en büyük problemini, “akılsız ve fanatik kişilerin kendilerinden son derece emin olması, buna karşılık zeki insanların sürekli şüpheler içinde bulunması” olarak tarif eder. Tarihte böyle tiplerden pek çok örnek vardır. Biz, tarihimizde bir şekilde hayatımıza girmiş olan birinden bahsedeceğiz.

Osmanlı tarihinde orduda görev yapan iki Macar topçusu vardır. İlki dökümcü ustası Urban’dır. İstanbul fethinde döktüğü topla birlikte havaya uçmuştu. Diğeri ise 1700’lü yıllarda İstanbul’a gelmiş olan Baron de Tott idi.

Baron de Tott, batıda gelişen teknoloji konusunda bizi bilgilendirsin diye davet edilmişti. Eniştesi devrin İstanbul’daki Fransız büyükelçisiydi.

Sultan III. Mustafa Han’ın açtığı ve modern usulde tedrisat yapan Mühendishane’de, (yani şimdiki İstanbul Teknik Üniversitesi) ders verdi.  Ağır toplar yerine beygirlerle çekilebilen hafif toplar döktürülmesine yardımcı oldu. Levanten bir ailenin kızıyla evlendi. Biraz Türkçe öğrenerek sefaret tercümanlığı bile yaptı.

Baron de Tott’un bu zaman zarfında gördüklerini anlattığı Memoires sur les Turcs et les Tartares, (Türkiye ve Kırım Hatıraları) kitabı, tarihçiler için değerli bir kaynak olarak görülür. Ancak burada fanatikçe kurduğu cümleler Osmanlı’yı tenkit etmek isteyenler için malzeme olmuştur.

Baron de Tott’un hatıratı

İstanbul’da uzun süre kalmasına rağmen Türkçe’yi öğrenemediği halde sefaret tercümanlığı yapması sevgili eniştesinin bir ikramıydı.

Anlattığına göre; Türkler cahil, sersem, ahlâksız, şeref ve haysiyet hislerinden mahrumdurlar.

Oysa mösyö göreve başladığı günden itibaren diplomatik saygıda kusur edilmemiştir. Neden böyle hırçınlaştığını kitabının satır aralarında bulmak mümkündür. Yalancılığının yanısıra mesleğinin temelini oluşturan geometri ve aritmetikte de cahil olduğu anlaşılmaktadır. Belki bu durumun,  kendi ülkesinde de anlaşılmaması için gürültü yapmak istemişti, kim bilir?..

Mesela İbrahim Müteferrika’nın kurduğu matbaanın değer verilmediğinden kısa zamanda kapandığını söyler. Oysa üç yıl boyunca İstanbul’da bulunan İtalyan rahip Giovanni Battista Toderini (1728-1799), Osmanlı literatürü hakkında kaleme aldığı 3 ciltlik eserinde[1] Osmanlı matbaacılığından övgüyle bahsederken, savaş ve yönetici tayininde yaşanan gecikme sebebiyle birkaç ay kapalı kaldığından fakat ilk fırsatta yine faaliyete başladığından bahseder.

Ünlü Sosyolog Niyazi Berkes, Baron’un asıl niyetinin, Fransa tarafından işgal edildiği takdirde Süveyş mıntıkasında işe yarayacak topografik bilgileri toplamak olduğunu söyler. [2]

Biz gelelim Baron De Tott’un mübtela olduğu “Dunning-Kruger Sendromu”na yani “hem cahil hem cesur” tavırlarına…

Güya mühendishane kurulurken, zamanın hendese (geometri) hocalarının seviyelerini ölçmek için padişahla gizlice anlaşır. Hocaları bir imtihana tâbi tutar. “Mühendislere bir üçgenin üç açısının toplamının değerini sordum. Soruyu tekrar ettirdiler. Bir müddet düşündükten sonra içlerinde en cüretli olanı ‘Üçgenine göre değişir’ cevabını verdi. Böyle saçma cevap vereceğini bilseydim hiç sormazdım.”

Baron’un bu ifadeleri, Osmanlı’ya kıl kapan kesimlerce hiç sorgulanmadan kabul edilir ve onların ne kadar cahil olduklarına örnek olarak kullanılır. Tarihin 600 senelik diliminde cihana ayar veren bir devlet ve tebası gerçekten bu kadar cahil miydi?..

Bir üçgenin iç açılarının toplamının 180 derece olduğunu Öklid’den beri, yani MS 300’lü yıllardan beri ilkokul bebeleri bile biliyordu.

Peki Osmanlı mühendisleri bu kadar nâdân (cahil) olabilirler miydi?.. Rumelihisar’da suda seken mermi atan, Haliç’in beri yakasından kavisli atış yaparak limana gizlenen gemileri avlayan havan toplarının balistik hesaplarını yapan Fatih Sultan Mehmed Han’ı nereye koymak gerekirdi? Tarih boyunca Ebu’l Vefâ ve Nâsırüddîn Tûsî başta olmak üzere, içlerinde Osmanlılar’ın da bulunduğu bilginler, üçgenin iç açıları toplamının 180 derece olması, müsellesât-ı küreviyyede, yani küresel üçgenlerde de geçerli olup olmadığı hakkında pek çok eser verilmişti. Mesela aynı yıllarda Mühendishane’de hocalık yapan Gelenbevî, üçgenlere dair eserinde mevzuyu enine boyuna ele almış şu sonucu ortaya koymuştu; “Bir küredeki açıların toplamı, içbükey veya dışbükey olmasına göre farklıdır.”

Baron’un Mühendishane’de “yaşadım” diye anlattığı olayda mühendislerin bir süre aralarında konuşmaları “bu Frenk mühendisi bizimle dalga mı geçiyor, kürevî üçgenlerden mi bahsediyor” diye merak etmeleri seviyelerini, “Üçgenine göre değişir” cevabına şaşıran Baron ise cehaletini ortaya koyuyordu. Kürevî geometride (spherical geometry) bir üçgenin iç açılarının toplamı sabit bir sayı olmayıp “üçgenine göre” değişmekteydi.

Gelenbevi İsmail Efendi (ö. 1790) noktayı koyduktan sonra, Nikolay Lobaçevskiy (ö. 1856) ve Bernhard Riemann (ö. 1866) gibi bilginler de bunu desteklemişlerdi.

Baron de Tott’un bu gerçeklerden haberi bile olmadığı anlaşılıyor. Baron’u kaynak gösterek Osmanlı’ya çemkirenlerin seviyelerini varın siz düşünün. 

Tarihin Cemaziyel evveli, Ahmet Sarbay, Kitapita, İstanbul-2021


[1] Letteratura Turchesca, Giovanni Battista Toderini, Venezia-1787 (internet üzerinden ulaşılabilir)

[2] Türkiye’de Çağdaşlaşma, Niyazi Berkes, İstanbul-2002

Sevebilirsin...