Zarar var mıdır çekirgeyi kırınca?..

Bilim, başıboş bırakılmadan kullanılması gereken bir kazanımdır. Mesela atomdan enerji ihtiyaçları karşılandığı gibi bombası yapılarak da insanlığın başına bela olunabilir.

Bilim, doğuda müslüman alimlerin kontrolünde geliştiğinden dinin emirleri dışındaki uygulamalara asla müsamaha gösterilmemişti. Batıda ise din olarak Hristiyanlık vardı ve bilime müsbet yön verebilecek yaptırımlardan yoksundu. Bu nedenle batıda yapılan her keşif, insanlığı bir tarafından yaralamıştır.

İslam dünyası zehirlerin her türlüsünü buldu, bulaşıcı hastalıkların her türlüsünü inceledi. Hiç birinde bununla insanı veya hayvanı nasıl yok ederim diye kafa yormadı. Zehirlerin zehiri olan arsenik tozunu elde eden ilk kişi Cabir bin Hayyan idi. Hiçbir müslüman devlet, bunlarla düşmanına karşı bir silah geliştirmedi.

Batı tam aksine emperyal davrandı. Elde ettiği teknolojiyi, diğer toplumların hammadde kaynaklarını nasıl öğrenirim ve bunları hangi silahlarla elde ederim diye geliştirdi. “Zararlı canlılarla mücadele” konusunu ele alalım. Yöntemlerin tümü batı kaynaklıdır. Mesela, sinek ve böceklerle ilgili geliştirilen ve dünyada en yaygın biçimde kullanılan böcek ilacı DDT’dir. Özelliği, hayvanların sinir sistemini felce uğratarak ölüme neden olmasıdır. Buna maruz kalan hayvan hemen ölmez. Siz öldü zannedersiniz, oysa iflah olmaz şekilde felç geçirmiştir.

Fare zehiri ise iç kanamaya sebep olur. Yani hayvanı hemen öldürmez. Yüksek dozda etkili madde içerdiğinden kılcal damarlarda kanın çok hızlı hareket etmesine, dolayısıyla iç kanama ve iç organların parçalanmasına sebep olur.

Oysa doğuda bu zararlılarla bu kadar vahşice uğraşılmamıştı. Mücadeleler daha insalcıl olmuştu. Bunun zarif bir örneği vardır.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Topkapı Sarayı’nın bahçesine karıncalar dadanır. Ağaç gövdelerine ve diplerine kireç tatbik edilmesi gündeme gelir. O zamanın teamülü gereği ilim ehlinden izin almak gerekmektedir. Kanuni Sultan Süleyman Han, Şeyhülislam Ebussuud Efendi’ye bunu şiir şeklinde sorar;
Dırahtı (ağacı) ger (eğer) sarmış olsa karınca
Zarar var mı karıncayı kırınca

Bu işlem her nekadar helal de olsa, “ahirette hesabı var” anlamında cevap gelir.
Yarın Hakkın divanına varınca
Süleyman’dan hakkın alır karınca

Aradan 300 sene geçer. Yine bir haşeratın zararından kurtulmak istenir. 1297 (M. 1870) de Isparta’da çekirge afeti olacağı tahmin edildiğinden, çekirge yumurtalarının kıştan toplattırılıp yok edilmesi için, çekirgenin konduğu yerleri saptayacak ekipler kurmak üzere devlet babadan yardım istenir. Vilâyetten İngiliz Ali Bey adında bir uzman gönderilerek yapılacak masrafların “Menâfi Sandıkları Sermayesi”nden ödenmesine izin verilir.

Şehrin ileri gelenleri ile ulema ve askeri erkândan kurulan bir komisyon itlafın nasıl olacağını konuşmak üzere toplanır. İngiliz Ali Beyin, gerektiğinde uçkun haldeki çekirgeleri öldürmek üzere Tophaneden birkaç yüz kilo barut alınmasını önermesi üzerine kıyamet kopar.

Sohbet sırasında ulemadan biri, okuduğu bir kitapta çekirgelerin iki kanadında, Süryani harfleriyle yazılmış (eski kutsal kitaplarda geçen) bir cümlede; çekirge sürülerinin, Allahü Teala tarafından, memlekette fesat ve zulüm görüldüğü zaman, şehirleri ve kasabaları tahrip etmek üzere, kullarına musallat ettiğinin yazılı olduğunu söyler.

Müftü Tahsin Efendi ise “Dinimizde canlıları ateşle itlaf etmek yasaktır. Ateşle ceza vermek Allah’a mahsustur!..” şeklinde izahat yapar.

İleri gelenlerden Yavruzade Şeyh Mehmet Efendi de “Hükümetin aldığı önlemlere bizim karışmamız gerekmez. Çekirgelerin ne şekilde yok edilmesi gerekiyorsa, hükümet gereğini yapar. Bize dua etmekten başka bir şey düşmez. Biz simdi yerlerimize gidip duaya başlayalım. Papaz efendiler de aynı şekilde kiliselerinde dua edip ayin yapsınlar” şeklinde konuşunca, İngiliz Ali Bey atarlanır. “Şeyh efendi, bu hurafeleri ve Yahudi masallarını bırakalım da, düşündüğümüz ve karar verdiğimiz tedbirleri uygulayalım!..” der demez ulema ve şeyhler toplantıyı terketmek için ayağa kalkarlar. “Biz dinimizin bir hükmünden bahsettik. Buna ‘Yahudi masalı’ demeniz küfür’dür. Biz şimdi gider, durumu Hilafet Makamına arzederiz” deyince Ali Bey’in etekleri tutuşur. Ayağa fırlayarak, Müftü ve Şeyh efendilerin ellerini öper ve söylenenlerin dini hüküm olduğunu anlayamadığını beyan ederek özür diler.

KAYNAKLAR
Tarihin Cemaziyel Evveli,
Ahmet Sarbay, Kitapita, İstanbul 2020
Üç Devirde Gördüklerim, Böcüzade Süleyman Sami, Türk Tarih Kurumu, Ankara-2011

Sevebilirsin...