Makedonyalı İskender’i uğurlarken

İskender (356-323) tarihin kaydettiği en ünlü imparatorlardandır. Tarihte aynı adı taşıyan hükümdarlardan ayrı tutmak için Büyük İskender veya Makedonyalı İskender diye de anılmaktadır.

16 yaşına kadar Aristo tarafından eğitildi. MÖ. 336’da babası II. Filip‘in suikaste uğramasından sonra tahta geçtiğinde 20 yaşındaydı. Çok güçlü bir krallık ve deneyimli bir ordunun mirasına kondu.

İktidarının uzun yıllarını Güneybatı Asya ve Kuzeydoğu Afrika’da eşi benzeri görülmemiş bir seferle geçirdi. 30 yaşına geldiğinde Adriyatik’ten Orta Asya ve Hindistan’a kadar antik dünyanın en büyük imparatorluk sınırlarına ulaştı.

Dönüş yolunda hastalandı. Rivayete göre cinsel yolla, bir başka rivayete göreyse sivrisineklerden geçen bir hastalık yüzünden uzun süre Babil‘de (veya Nusaybin’de) hasta yattı. Buna rağmen Yemen’e kadar Arabistan’ın tamamını işgal etmek üzere hazırlıklara başladı. Ölümü üzerine ordu Yemen seferini iptal edip Makedonya’ya dönmek zorunda kaldı.

Mes’ûdî, Mürûcü’z Zeheb (Altın Bozkırlar) adlı eserinde İskender’in ölüsü başında yaşananları şöyle anlatır:

“İskender, seferden batıya dönerken Şehrizor’da hastalığı şiddetlendi. Bunun üzerine ordusunun kumandasını dostu ve halifesi Batlamyus’a bıraktı.

Şehname’de İskender’in ölünün anlatıldığı sayfa

Öldüğünde beraberinde bulunan Yunan, Fars, Hint ve diğer milletlere mensup filozoflar mumyalanmış ve süslü altın bir tabuta konulmuş cesedin çevresinde toplandılar.

İskender daha önce onlarla toplantı yapar, sözlerini zevkle dinler ve işleri sadece onların görüşlerine uygun olarak icra ederdi.

Filozofların en yaşlısı ve önde geleni diğerlerine şöyle dedi:
“Her biriniz halkın önde gelen kişileri için taziye, avam tabakası için ise öğüt nitelinde bir söz söylesin.”
Sonra ayağa kalkıp, elini tabuta koyarak, “İnsanları esir alan kişi esir oldu” dedi.
İkinci filozof ayağa kalktı ve şöyle dedi: “Bu İskender, altını gizlerdi, şimdiyse altın onu gizliyor.”
Dokuzuncu filozofun sözleri şu oldu: “Susmadığın zamanlar susmanı isteyen insanlar, şimdi konuşamadığın zaman konuşmanı isterler.”
On üçüncü filozof şöyle dedi: “Ey büyük kral!.. Saltanatın bulutun gölgesi gibi kayboldu, hakimiyet izlerin ise sineklerin izleri gibi yok oldu gitti!..”
On dördüncü filozof ise şöyle dedi: “Yeryüzü eniyle boyuyla sana dar gelmişti Bilmiyorum şimdi sana verilen bu kadarcık toprak parçasında halin nicedir?..”
On sekizinci filozof Hintliydi: “Ey öfkesi ölüm olan kişi, ölüme kızmadın mı?..”
Yirmi ikincisi şöyle dedi: “Sen nasıl ölümünle sevindiklerine kavuştunsa, senin
ölümüne sevinenler de sana kavuşacaklardır.”

(*) Kuzey Irak’ta Cibâl bölgesinde antik bir bölge

Mürûcü’z Zeheb, Mes’ûdî, II/252-255, Beyrut-1385/1965

Sevebilirsin...