Bebek cinayetleri

Eskiden beri istenmeyen bir hamilelik durumunda ya doğumdan önce veya doğumdan sonra kurtulmanın yolları aranırdı. Henüz ana karnında bir kaç aylıkken düşürmek için türlü yöntemler denenirdi. Bunda başarılı olunamazsa doğum sırasında veya doğumdan sonra bebek öldürülürdü. İnsanı buz gibi eden de bu idi. Orta Çağ dünyasında doğuda gizli kapaklı yapılan bu işlem, batıda aleni icra ediliyordu. Ta ki on dokuzuncu yüzyıla gelinceye kadar.

Bu yüzyıldan itibaren bebek cinayetleri daha “kitâbî” daha “bilimsel” yöntemlerle uygulanmaya başlanmıştı. Mesela gebelikte yapılan testlerde çocukta bir hastalık görülüyorsa icabına bakılıyordu.

Bebek katliamının kökeni eski Mezopotamya’ya kadar uzanır. Bilinen en büyük kampanya Nemrud dönemindedir. Nemrud gelecekte tahtını tehlikeye sokacağını düşündüğü insanların çocuklarını ortadan kaldırmaya karar verir. Doğan her erkek çocuk öldürülür. Bu ortamda oğlu Hazret-i İbrahim’e hamile olan anne, mağaralarıyla ünlü Urfa’ya gizlice kaçar. Şehir hayatından uzak durur. Bir mağarada oğlunu dünyaya getirir.

Bunun bir benzeri Eski Mısır’da yaşanır. Firavun, hızla çoğalan ve içlerinde İsrailoğullarının da bulunduğu Mısır’ın yerlisi olmayan insanlar arasında nüfus planlaması yapmak ister. Doğan her erkek çocuk öldürülür.

Medeniyetin beşiği olarak bilinen Eski Yunanda Spartalılar sakat doğan bebekleri dağ başlarında yırtıcı hayvanlara bırakıyorlardı. Böylece kendi elleriyle öldürmemiş olduklarına inanıyorlardı. Güya sağlıklı ve zinde bir nesil yetiştireceklerine inanıyorlardı.

Roma döneminde de durum pek farklı değildi. Yunanlılar’dan aldıkları bazı gelenek ve insana tapınmanın yanında bebek öldürme adetini de görüyoruz. Neron’un hocalarından filozof Lucius Annaeus Seneca (ö. MS. 65) bebek öldürmeyi hararetle savunanlardandı. Gaius Plinius Secundus (ö. 79) ise Naturalis Historia (Doğa Tarihi) eserinde bebek öldürmenin nesli ıslah gibi faydaları olduğunu ileri sürmüştü.

MS. 500’lü yıllarda Arabistan’da yaygın olan bebek cinayetler bilinmektedir. Diğerlerinden tek farkı sadece kız çocuklarının öldürülmesiydi. Çocuk ya doğduğunda veya henüz emekleme çağında diri diri toprağa gömülürdü. Sebep olarak kıtlık zamanlarında evden bir boğazın eksik olmasının istenmesi gösterilirdi. İslamiyet gelip yasaklayana kadar bu vahşi adet uygulanmıştı.

Antik çağın bu ayıbı Avrupa’da daha da katmerleşir. Bazı kişiler yarı aç bir toplumun fazla bebeklerini “yiyecek” olarak kullanabileceklerini tavsiye etmişler ve çocuk yemek ile koyun yemenin tamamen aynı temelde olduğunu bile ileri sürmüşlerdi.

Kıtlık ve açlık zamanlarında İngiltere ve Fransa’da çocuklara musallat olunduğu bilinmektedir. En acı örneklerinden biri şudur: İlk Haçlı seferinde İznik kuşatıldığında haçlı askerleri civarda ele geçirdikleri çocukları pişirip yemişler ve kafalarını mancınıkla surlardan atmışlardı. Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos’un kızı Anna Komnena’nın; “Pis herifler, barbarlar!.. Geçtikleri yerde akla hayale gelmedik gaddarlıklar yapıyorlardı” diye yâd eylediği Haçlı sürüsünü bu işi yapmaya bir Hristiyan rahip teşvik ediyordu. Bu herif Fransız katoliklerinden Pierre L’Ermite adında aşağılık bir adamdı.

İmparator Constantine MS. 318 yılında bebek öldürmeyi yasa dışı ilan etti. Bunu bebeklere kıyamadığı için yaptığını sanmayın. Constantine, devleti elinde tutabilmek için dinini bile değiştiren bir adamdır. İmparator devlete yeni bir şekil veriyordu. Bir an önce nüfusun artmasını istiyordu. Kalabalık nüfus, çok asker ve çok çiftçi demekti.

İlerleyen zamanlarda insanlar kanunu deldiler. Direkt olarak katletmemek için bebekleri sokakta, bir duvar veya ağaç dibinde ölüme terketmeye başladılar. Bebeği döverek veya boğarak öldürmek cinayetti. Ancak sokağa bırakılan çocuk ölürse kaderdi. Sahipleri bilinse bile ceza verilmiyordu.

İnsanlar uygarlaştıkça istenmeyen bebeklerden kurtulma yöntemleri de değişti, bebekler kilise kapılarına bırakılır oldu. Bunun da şu mahzuru vardı. Anne, bebeği bıraktıktan sonra yakalanma korkusu ile kapıyı çalamadan kaçıyordu. Görevliler fark edene kadar çocukların çoğu ölüyordu.

Napolyon buna şöyle bir çözüm buldu. Hastanelere döner masa kurdurdu. Bebek masanın dışarıda kalan kısmına konuyor ve zile basılıyordu. Böylece bebek yaşıyor, bırakan da kaçacak zamanı buluyordu.

Napolyon’un bu uygulaması bebek terk etme konusunu o kadar kamçıladı ki, bütün anneler sıraya girmişlerdi. 1830-1840 yılları arasında sadece Paris’te 32 bin bebek bu şekilde terk edilmişti.

Sadece Fransa’da değil Avrupa’nın her yerinde bebekler sokağa atılıyordu. Aynı yıllarda İtalya’da 37 bin, İspanya’da 15 bin, Almanya’da 20 binden fazla bebek terk edilmişti.

Suyun öbür tarafında, yani İngiltere’de durum farklı değildi. 19 yüzyılda Avrupa sanayi devrimine girdiği halde cinayetler artarak devam ediyordu. O kadar yaygınlaşmıştı ki, bazı yazarlar insafa gelip protesto mahiyetinde yazılar yazmaya başladılar.

1890 yılında İngiliz hukukçular bu durumu düzenlemek ihtiyacı duydular. Şöyle bir kanun geliştirdiler. Eğer bebek ana karnından tamamen çıkıp nefes almaya başlamışsa çocuğu sokağa terkedip ölümüne sebep olmanın cinayet olduğuna hükmettiler. Fakat bebeğin bir bölümü hala ana karnındayken başına sertçe vurur veya boğazını keserseniz bunun cezası yoktu. Yani bütün Avrupa pislemiş, İngilizler de tüy dikmişti. İnanabiliyor musunuz, bu yasa 1929 yılında kaldırılıncaya kadar kitaplarda yer aldı.

KAYNAKLAR
The Natural History, Pliny the Elder, John Bostock, London-1855
History of European Morals (From Augustus to Charlemagne), William Edward Hartpole Lecky, London-1890
A Modest Proposal, Jonathan Swift, 1729
Tarihin Cemaziyel Evveli, Ahmet Sarbay, İstanbul-2020

Sevebilirsin...