Tarih boyunca açlık ve kıtlık

İnsanoğlu, yeryüzünde yaşamaya başladığı ilk günden bugüne tek bir gaye için çabalamıştır. O da karnını doyurmaktır. Bütün gayretlerine rağmen zaman zaman yıllarca süren kıtlık ve açlıktan milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. Sadece son 250 yıl içinde 50 milyondan fazla insanın açlık nedeniyle hayatını kaybettiği sanılmaktadır.

1315 yilinda İngiltere’de peşpeşe yaşanan açlıklar halkı perişan etmişti.

Kıtlığın sebepleri pek çoktur. Sadece havaların kurak gitmesi değil, salgın hastalıklar da açlığın en büyük sebeplerinden biriydi. Zira hastalık yüzünden kimse hasat yapamazdı. Bazen de sel ve yangın gibi felaketler kıtlık ve dolayısıyla açlığa neden olurlardı. Süreci ağırlaştıran, kıtlığı açlığa çeviren önemli faktörlerden biri de insan merkezli olmayan yönetimlerin uyguladıkları ekonomik tedbirlerdi.

Tarihte bilinen ilk büyük kıtlık Eski Mısır’da muhtemelen Hiksoslar döneminde yaşanmıştı. Rüyasında yedi semiz ineğin yedi sıska ineği yediğini gören zamanın kralı tedirgin olur. Rüyası anlattığında yapılan tabirleri beğenmez. O sırada hapishanede bulunan Hazret-i Yusuf, krala haber göndererek tedbir almasını ister. Rüyayı şöyle yorumlamıştır: “O yıldan itibaren yedi yıl süre ile misli görülmemiş bir bereket yaşanacaktır. Sonra ki yedi yılda ise benzeri görülmemiş bir kıtlık… Toplumu açlıktan korumak için bereketli yedi yılda siloların tahılla doldurulması gerekmektedir.” Kur’an-ı Kerim’de de anlatılan bu tabiri uygulayan kral sadece halkını değil komşu beldelerde yaşayan insanları da açlıktan korumuş olur.

Bu felaket sadece Mısır ve civarını değil, Yemen’e kadar olan tüm Arabistan’ı da kaplamıştı. Tarihi kaynaklar bunu şöyle naklederler; “Yemen’de ortalığı silip süpüren bir sel sonunda, ortaya eskiden kaldığı anlaşılan bir lahit çıkar. İçinde bir kadın cenazesi ve yığınla altın ve mücevherat bir de eski bir kitabe vardır. Kitabede şunlar yazılıdır:

“Ben Hâmirî hükümdarı Zû Şefer’in kızı Tâce‘yim. Ülkemizde yaşanan bir kıtlık nedeniyle zahire getirtmek üzere adamlarımı Mısır maliye nazırı olan Yusuf’a gönderdim. Ancak adamlarım bir daha geri dönmediler. Maiyetimdeki adamların herbirine torbalar dolusu altın vererek civar ülkelere un veya tahıl almaya gönderdim. Herkes eli boş döndü. İncilerimi öğüterek yedim. Buna rağmen açlıktan öldüm. Bu hikayemi işitenler halime acısınlar ve ibret alsınlar. Acaba dünya tarihinde muhteşem bir servete sahip olduğu halde açlıktan ölen kaç kadın vardır?..”

Avrupa tarihinde bilinen ilk açlık felaketinin MÖ. 436 yılında İtalya’da yaşandığı bilinmektedir. O yıllardan kalan eserlerden binlerce kişinin Tiber nehrine kendini atarak intihar ettiği anlaşılmaktadır.

1571 yılında Litvanya’da yaşanan açlık

Tarihçi Charles Seignobos 1026 yılında Fransa’da yaşanan acı olaylardan şöyle bahseder: “Uzun süren yağmurlardan sonra büyük kıtlık yaşandı. Zaten fakir olan halk perişan oldu. Açlıktan o kadar çok insan öldü ki, ancak toplu mezarlara gömülebildi. Aç kimseler mezarları açıp ölüleri yiyordu. Bazıları yoldan geçenleri yakalıyor, bazıları da çocukları yumurta, elma vs. vermekle kandırıp kaçırıyorlardı.”

1730’lu yıllarda XV. Louis, kötü hava koşulları yüzünden ortaya çıkan kıtlığı atlatabilmek için ülkenin dört bir yanından çektirdiği tahılları Paris’te depolamak ister. Buna karşı çıkan jandarma kumandanı Beaumont’u hapseder. Zavallı adam tam 22 yıl hapis kalır. Hergün binlerce insan hayatını kaybeder. Anne Robert Jacques Turgot vekil olunca tahıl fiyatlarını ve satışını serbest bırakır. Bu tedbir de kar etmeyince ülke iyice karışır. Yağmacılık yayılır. Tarihe “un savaşı” diye geçen mücadeleler bu sırada ortaya çıkar. Sadece 17 günde Paris ve civarında 180 çatışmanın yaşanması facianın boyutlarını göstermeye yeter. Tarihçiler bu olayları meşhur Fransız devriminin başlangıcı olarak kabul ederler.

1310’lu yıllarda Almanya’da peş peşe yaşanan kötü hava şartları yüzünden yiyecek fiyatları patlama yapar. Büyük bir açlık başlar. 1317’ye gelindiğinde her hafta binlerce insan ölür. Açlık sırasında toplumsal kurallar birbirine girer. Çocukların büyük bir kısmı aileleri tarafından terk edilir. Sahipsiz çocuklar yamyamlara yem olur. Sonrasında aileler kendi çocuklarını yemeğe başlar. Meşhur “Hansel ve Gretel” ismiyle bilinen hikâye bu felâketlerden esinlenerek yazılmıştı.

Bir ada devleti olan İngiltere’de topraklar bereketli olmasına rağmen yaşanan siyasi ve dini krizler yüzünden ahali sürekli açlık tehlikesi yaşar, halk arasında yamyamlık eksik olmazdı. Sadece 1348 ve 1375 yılları arasında 95 kıtlık vakası yaşandığı düşünülürse halkın neler çektiği daha iyi anlaşılır. Parlamento ancak 1600 ve 1700’lü yıllarda ciddi tedbirler almış, açlıkla mücadele ve fakirlere yardım kanunları çıkarmıştır.

1845’de İrlanda’da ahali açlıktan kırılırken kapı komşusu İngiltere zavallılarla eğleniyordu.

1844-1847 yıllarında İrlanda’da patateslere dadanan parazit yüzünden yaşanan kıtlık ve ardından gelen açlık ada halkını perişan eder. İrlanda’yı yöneten İngiltere, kraliçenin verdiği 2 bin sterling tutarında sembolik yardım dışında yaşananları umursamaz. İrlandalıları aşağı ırk gören İngiliz zenginlerin sesi hiç çıkmaz. O dönemin güçlü ülkeleri de kulaklarını tıkarlar.

Yardım yapanlar da “dostlar alışverişte görsün” siyaseti güderler. Mesela ABD Başkanı James Knox Polk 50 $ bağışlar. Ünlü Abraham Lincoln de 10 $ (2020 yılının 307 doları)…

Bu sırada beklenmedik bir şey olur. Yardım çok uzaklardan gelir. Türk Sultanı Abdülmecit Han gemilerle zahire gönderir. Ancak İngilizler gemileri Belfast limanına yanaştırmazlar. Buna rağmen Türk kaptanlar yüklerini daha güneyde bulunan Dublin’e boşaltmayı başarırlar.

Abdülmecid Han bununla kalmaz, kendi parasından 10 bin sterlin gönderir. İngiltere ayağa kalkar. Kraliçenin verdiği 2 bin sterlinden daha yukarı yardımı İngiltere’ye bir hakaret olarak görürler. Görüşmeler sonunda miktar 1.000 sterline indirilir. Kaptanlar kalan miktarı el altından İrlandalı yerel kurumlara ulaştırmak zorunda kalırlar.

Osmanlının bu çabası katolikleri çok korkutur. İrlandalıların kalplerinin müslümanlığa kaymasından korkarlar. Derhal harekete geçerek İrlandalıların ihtiyacı olan gıda yardımına başlarlar.

Miladi 1055 yılında Büveyhiler zamanında Bağdat’ta ve diğer beldeleri de içine alan geniş bir bölgede peş peşe kıtlık ve toplu ölümler meydana gelir. Hükümdar Ebu Mansur Fülâd’ın uyguladığı yanlı ekonomik politika, işi çığırından çıkarır. Ticaret yolları kapanır, stokçuluk yüzünden Bağdat’a gıda girmez olur. Halkın gidebileceği hiçbir yer yoktur. Azerbaycan ve Buhara’dan gelen haberler de iç açıcı değildir. Ahvaz, Büvat ve buralara bağlı mıntıkalarda açlığın yanında veba salgını da başlamıştır. Ebu Muhammed isimli bir âlimin 700 fıkıh öğrencisi vardır. Kendisi vefat ettiği gibi on ikisi hariç bütün öğrencileri hayatlarını kaybetmiştir. Bunun en büyük sebebi de açlıktır. Zira insanlar, leşleri ve kokuşmuş şeyleri yemek mecburiyetinde kalmışlardır. Bunları da bulamayanlar, mezarlara dadanıp ölüleri çıkarırlar. Onları bu durumdan ortadoğuya inen Selçuklular kurtarır.

Celaleddin el Suyûti’nin Mısır Tarihi’ni özetlediği kitapta şöyle anlatılır: “1067 yılında Fatımiler döneminde Mısır topraklarında, Hazreti Yusuf döneminden beridir rastlanmadık bir kıtlık oldu. Halk, kıtlığın yedinci yılında yük hayvanlarını yemeye başladılar. Sonra sokak hayvanlarını yakalamaya başladılar. Öyle ki bir köpek 5 dinar, 1 kedi 3 dinar, 1 yumurta 1 dinara satılır oldu. Buğdayın kilesi 100 dinardı.

Filler ve binek hayvanları ölmeye başladı. Leşleri yenildi. Justinyen vebası yeniden hortladı. Fatımi Hükümdarı el Mustansir billâh’ın veziri, şehirde katırından iner. Hizmetçisinin bir an gafletinden yararlanan üç kişi katırı kaçırır, parçalayıp yer. Yakalandıklarında ibreti âlem için çarmıha gerilirler. Ertesi gün adamların parçalarından çok azı kaldığı görülür.”

1877 yılında Hindistan açlıktan kırılırken işgalci İngilizler parmaklarını bile oynatmazlar.

Kalabalık nüfusu ile Hindistan her zaman kıtlık ve beraberinde açlıkla birlikte yaşamıştır. 1022-1032 yılları arasında 10 yıl süren açlıkta ölenlerin haddi hesabı yoktur. Binlerce köy ortadan kalkmış, göç eden milyonlarca insan gittikleri yerlerin de kaynaklarını kurutmuşlardır. Tarihi kaynaklar felaketin boyutunu şu cümlelerle anlatmışlardır: “Tuğluk Sultanının sarayındaki zahire ambarlarında bile tek pirinç tanesi kalmamıştı!..”

Bengladeş’te 1770 yılında başlayan kıtlık o güne kadar görülmemiş boyutlardaydı. Kuraklık nedeniyle mahsül alınamamıştı. Hemen ardından gelen kış ayları boyunca 10 milyona yakın insan helak olmuştu. Öyle ki ölüleri gömmeye imkan bulamadıkları için köyler ve kasabalar terkedilmişti.

1770 Bengal kıtlığında köyler ve kasabalar terkedilmişti.

1868 yılında Cezayir’de 300 bin kişi, 1869 yılındaysa Hindistan’ın Rajputana bölgesinde 1 milyon 500 bin kişi hayatını kaybeder. 1876’da yine Hindistan’da Deccan Platosu’nda mahsul kıtlığına neden olan yoğun bir kuraklıktan sonra başlayan açlık insanları perişan eder. İlginçtir, İrlanda’daki açlığı seyreden İngiltere, işgal ettiği Hindistan’daki açlığı da seyretmiştir.

1891 de Rusya’nın Ukrayna dahil, 19 eyaletinde de 2 milyon insan ölür. Bunun sebebi Moskova’nın asker besleyeceğim diye halkın elindeki tahıllara el koymasıydı. Ahali bundan daha büyük felaketi Çarlık Rusya’sı yıkılıp Komünist Rusya (SSCB) kurulduğunda yaşayacaktır ki bu, tarihin en ağır açlık süreçlerinden biridir.

1921 yılında Ukrayna’da yaşanan felaketin sebebi olarak Lenin gösterilir.

Lenin’in tarım politikası sonucu başlayan kıtlığın faturası acı olur. 1921 ilkbaharında Ukrayna köylüleri, açlık nedeniyle ot, ağaç kabuğu ve kemirgenleri yerler. Kış bastırınca bunları da bulamazlar. Sovyet Rusya vatandaşları yiyecek bulma umuduyla evlerini terk ederler. Kış bastırınca insan avı başlar. Aile içi yamyamlıklar görülür. İş o noktaya gelir ki, tezgâhlarda insan parçaları satılır. Polis, müdahale etmez. Çünkü yamyamlık, hayatta kalmanın tek yolu olarak görülmektedir. Bu kıtlık tarihe Povolzhye Kıtlığı olarak geçmiştir. Modern tarihçiler bunun Lenin ve bolşevikler tarafından halkı terbiye etmek için kasten çıkarılmış olabileceğini ileri sürmektedirler.

Rusların acısı bununla da bitmez. 1932-1933 yıllarında bir sene de 10 milyon insan hayatını kaybeder. Sebep aynıdır: idarecilerin uyguladıkları yanlış ekonomik politikalar…

1958-1961 yılları arasında Çin’de büyük bir kıtlık yaşanmıştı. Nedeni kuraklık vs değildi. Komünist Çin hükümeti tarafından devreye sokulan bir dizi ekonomik tedbirler yüzünden halk kırılmıştı. Resmi istatistiklere göre yaklaşık 15 milyon kişi, gözlemcilere göreyse en az 45 milyon kişi hayatını kaybetmiştir.

Çin’de yaşanan açlıklar halkın damak zevkini altüst ederek onları böcek, yarasa vs. ne bulurlara yemeye itmişti.

Kıtlık artınca Çin lideri Mao Zedong, halkın yiyeceklerine el koyar. Doktorların ölüm sebebi olarak “açlık” tanımını kullanmaları yasaklanır. Sokaklardaki ölülerin bazı kısımları yenmiştir. Devlet görevlileri “köpeklerce” yenildiğini iddia ettiler. Oysa yalan söylüyorlardır. Çünkü köpeklerin hepsi daha önce insanlar tarafından yenmiştir.

Bazı aileler, kendi çocuklarını yiyorlardı. Bazıları ise içleri almadığından kendi çocuklarını başkalarıyla karşılıklı olarak değiştiriyorlardı. Çin’deki yiyeceklerin bir kısmı insan eti ile karışmıştı ve ülkenin bazı bölümlerinde yamyamlar yaşıyordu. Kıtlık sırasında yaşanan organize yamyamlık, 20. yüzyıl tarihinin en emsalsiz vakası olarak kayıtlara geçmişti.

1945 yılında Vietnam’da 2 milyonun üzerinde insan ölür. Bunun sebebi sömürgeci Fransız Devletidir. Yaklaşan Japon istilasına karşı sömürdüğü Vietnamlıları korumak yerine Japonlarla işbirliği yapar. Halkın elindeki tahıllara el koyarlar, dahası tahıl üretmek yerine zavallı halkı “savaşta lazım olacak” diye kauçuk üretimine zorlarlar. Bütün bunların yanısıra yaşanan büyük bir sel felaketi ülkeyi perişan eder.

Kuzey Kore halkının 1950’lı yıllardan beri en büyük problemi yetersiz beslenmedir.

Sovyetler Rusya, Kuzey Kore ekonomisin en büyük destekçisiydi. 1991’de Sovyetler dağılınca Kuzey Kore ekonomisi de çöker. 1994-1998 yılları arasında çok büyük bir kıtlık yaşanır, 3 milyon civarında insan hayatını kaybeder. İnsanlar, et satıcılarından şüphelenmeye başlar. Kıtlık iyice bastırınca insanların açlıktan çılgına döndükleri ve kendi bebeklerini bile yedikleri anlaşılır. Günümüzde Kuzey Kore halkının en büyük problemi yetersiz beslenmedir.

Günümüzde açlık denilince Afrikalılar akla gelmektedir. Etiyopya, Somali, Kongo, Nijerya, Moritanya, Burkina Faso, Sudan vd. ülkelerde büyük açlıklar yaşandığı olmuştur. İlginçtir, Avrupalılar tarafından yamyam olarak gösterilmelerine rağmen açlık yüzünden Afrika kıtasında insan etine yönelen görülmemiştir.

KAYNAKLAR
El Kâmîl fi’t Târîh, İbn Esîr, Beyrut-2012
Hüsnü’l muhâdara, Celâleddîn es Suyûtî, Kahire-1967
The Flour War, Cynthia A. Bouton, Penn State Press, Pensilvanya-1993
Famine, G. Ainsworth Harrison, Oxford University Press, 1988.
The Daily Telegraph, 8 August 2012, “Poor studies will always be with us”, James Bartholomew
The Irish Famine, Peter Gray Gray, New York: Harry N. Abrams, Inc. 1995
Charity and the Great Hunger in Ireland, Christine Kinealy, Bloomsbury Academic-2013
Famine in China, 1958–61, Basil Ashton, Kenneth Hill, Alan Piazza, Robin Zeitz, Population and Development Review, X/4, No. 4, 1984

Sevebilirsin...