Osmanlı Rumeliye sal ile mi geçti?..

Tarih kitaplarında Osmanlının Rumeli’ye geçişi çok yüzeysel anlatılır. Okuyan şunu anlar; Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Şah 1352 yılında 40 kişi ile Bizans sınırları içindeki Gelibolu’ya “sal” ile geçerek Çimpe Kalesi’ni ele geçirir. Hatta marşı bile vardır, “Geçtiler Rumeline sal ile arttı şanımız” diye…

O günlerde Marmara ve Çanakkale’de tekne yokmuydu? Osmanlının bir donanması yoktu ama bu bölge ahalisi denizciydi. Balık avı ve nakliye için irili ufaklı teknelere sahiptiler. Muhtemelen tarihçiler olaya heyecan katmak istemişlerdi.

1800’lerde kullanılan bir sal

Gelibolu yarımadası coğrafi olarak çıkmaz sokak gibidir. “Sal” ile geçilen yer ise koskoca Çanakkale boğazıdır. Değil 40 kişi, 400 kişiyle de geçseniz karşı yakada uzun süre kalamazsınız. Bunca olumsuzluklara rağmen Süleyman Şah niye kendini ve bir avuç adamını tehlikeye atsın ki?.. Biraz araştırılınca meselenin bize anlatılanlardan farklı olduğunu görürüz.

14 Ekim 1344 tarihinde Marmara’nın bütün sahillerini etkileyen büyük bir deprem olur. Meydana gelen tsunami, sahilden 2 bin metre içeriye kadar ne var ne yok siler süpürür. Gelibolu sahil şeridinde yüzlerce insan ölür, hayvanlar telef olur, tahıl depoları suya karışır.

İnsanlar kışa perişan girerler. Hemen Bizansa, İmparator İoannes V. Palaiologos’a haber gönderirlerse de bir cevap alamazlar. Çaresiz bir şekilde düşman gördükleri Osmanlıya başvururlar. Süleyman Şah acilen gıda yardımı yapar. Hemen ardından ustalar göndererek yıkılan binaların onarımını, gerekirse yeniden yapılmasını sağlar. Bütün bunları organize etmek ve çalışanları korumak üzere 40 kişilik bir kuvvet öncü olarak karşıya geçer. Türkler başkaları gibi kaşıkla verip sapıyla göz çıkarmazlar. Yardım karşılığında hiçbir şey istemezler üstelik dinlerine de karışmazlar. Halk bayram eder.

Medya “sal” hamasetini iyice abartır. Kahramanları Gelibolu’ya yüzerek geçirir. (18 Mart 1932 Cumhuriyet Gazetesi)

O zamana kadar sesini çıkarmayan Bizans İmparatoru atarlanır. Haber göndererek Türklerin Gelibolu’yu terk etmesini ister. O zamana kadar sesini çıkarmayan birileri daha vardır ki bunlar canı yanmış Gelibolu ahalisidir. Başkentten gelen imparatorluk görevlilerini tırmık ve küreklerle kovalarlar. Stratejik bir mevkide bulunan Çimpe kalesindeki Bizans askerleri bile silah bırakırlar.

Yarımada, halkın isteği ile Osmanlıya bağlanır. Bu olay Rumelinde öylesine yankılanır ki, kısa zamanda civardaki pek çok hisar Osmanlının hakimiyeti altına girmek için fazla nazlanmazlar. Bir kaç sene içinde kuzeye doğru Keşan, Uzunköprü, Edirne (1361) peşpeşe fethedilir.

Bir devlet veya ideoloji ne kadar güçlü olursa olsun ele geçirdiği ülkenin halkına kendini güzellikle kabul ettiremezse eriyip gider. Buna en iyi örnek Moğol İmparatorluğudur. Bir çırpıda dünyanın neredeyse yarısını ele geçirmelerine rağmen 80-90 yıl içinde dağılıp gitmişlerdi.

Tarih kitaplarımızda “neden” sorusuna verilen cevap daima 40 kişiyle Gelibolu’yu nasıl dağıttık edalarıyla “kahramanlık” üzerine olmuştur.

Oysa elin adamı öğrencilerine tarihi bir olayı anlatıp neden sorusuna cevap verdikten sonra bu olayın sonraki nesillere nasıl etki ettiğini belletiyordu.

Tarihin Cemaziyel Evveli, Ahmet Sarbay, Kitapita, İstanbul-2020

Sevebilirsin...