İran’ın İttihatçıları, Jön Acemler

PaylaşTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Email this to someoneShare on TumblrPin on Pinterest

Jön Acemler

Şah Muhammed Ali

Şah Muhammed Ali

Tarihler 22 Haziran 1908’i gösterirken İran’ın başşehri Tahran’da yer yerinden oynuyordu. İran millet meclisi olarak hizmet veren Beharîstan Sarayı, çevresini saran topçu birlikleriyle delik deşik edilmekteydi. Bir kaç dakika öncesine kadar içeride hararetli tartışmalar yapan mebuslar, enkaz altında kalmamak için kendilerini dışarı attılarsa da bu sefer mevzilenmiş askerler tarafından yakalanıp kurşuna dizildiler. Ancak pek azı canhıraş bir şekilde İngiliz büyükelçiliğine sığınarak kurtulabildi.

Peki, böyle aniden gelişen ve demokrasi tarihinde kolay kolay görülmeyen bu olayın sebebi neydi? Halkın seçilmiş vekilleri neden toptan imha edilmek isteniyordu?

Meclis, başına geleceklerden habersiz...

Meclis, başına geleceklerden habersiz…

Şah Muhammed Ali

İran’da asırlar süren şahlık döneminden sonra “Jön Acemler” 19. yüzyılda esen rüzgârların tesiriyle birer ikişer yurtdışına kaçarak meşrutiyet çalışmalarına başlarlar. O dönemde dünya gündemini belirleyen merkezlerden olan İstanbul, 1876 Kânûn-i Esâsîsi (anayasa) ile meşrutiyete geçmiş ve meclis-i mebûsân’ı açmıştır. Bu gelişmeden aldıkları feyiz ile “Jön Acemler” de İran Şah’ı Muzafferuddin’i bir meclis açmaya ve Kânûn-i Esâsî (Anayasa) yapmaya ikna ve mecbur ettikleri tarih 30 Aralık 1906 olur. Fakat 5 gün sonra Şah ölür. Yerine büyük oğlu Muhammed Ali geçer. Ancak oğul “vaziyeti siyâsîyye’den hoşnut olmadığı gibi eski sisteme dönmenin hayalini kurmaktadır.

Muzafferuddin Şah

Muzafferuddin Şah

Albay Liakov

Albay Liakov

1907 sonlarına gelindiğinde meclis-i mebûsan’ın kapatılma ihtimali duyulunca huzursuzluklar artar. Durumdan iyice bunalan Şah, seçimlerin yenilenmesini bahane ederek kendisine uyum sağlayacak vekiller kadrosunu bizzat tespit yoluna gider. Fakat ülkenin her tarafını saran olaylar daha da müzminleşince bu düşüncesinden vazgeçerek anayasayı koruyup kollayacağına dair meclisin orta yerinde “yemin billah” eder. Dahası, önüne konulan Kur’ân-ı Kerîm’e de el basar.

Edilen onca yemine rağmen Şah Muhammed Ali, maiyetinde bulunan Rus subaylarından Albay Liyakof (Vladimir Liakhov) ile Anlaşır. Gayesi “adam olmazlar” diye gördüğü meclisi toplu halde ortadan kaldırmaktadır.

M. Ali Şah bombalattığı vekillerle...

M. Ali Şah bombalattığı vekillerle…

22 Haziran 1908’de günü meclisin bütün kapıları dışarıdan kapatılır. Çepeçevre askeri birliklerle sarılır. Binanın etrafına yerleştirilen topçu bataryaları ateşe başlar. Bu hengâmeden kurtulanlar ağaçlara çivilenir, ateşte yakılır.

Olay, batıda derin akisler uyandırır. Avrupa gazeteleri, meseleyi en acıklı boyutlarda kamuoyuna takdim eder. Dünya iyice doldurulur. Nitekim batının da desteğini alan karşı ihtifalciler, milli birlikler kurarak 1909 Temmuz’unda başşehri ele geçirirler.Rus konsolosluğuna sığınan Şah, tahtan indirilip sürgüne gönderilir. Tahtını ele geçirmek için 1911’de Rus yardımıyla tekrar İran’a girdiyse de başarılı olamaz, tekrar Rusya’ya döner.

Bombalanmaktan kurtulanlar, asılmaktan kurtulamadı.

Bombalanmaktan kurtulanlar, asılmaktan kurtulamadı.


Dönemin hiciv ustası Şair Eşref şöyle döktürür;

“Mebusan’ı kırdı, perişan eyledi milleti,
Ol kadar can yaktı ki Şah Kulunu hayran eyledi.
Aferin Cengiz’i bıraktı gölgede!
Şah-ı İran bir top attı, İran’ı viran eyledi”

Tahran’da yaşanan bu elim olaydan İstanbul’daki Jönlerimiz ise gereken dersi çıkaramazlar. Zira dönemin hükümdarı Sultan Hamid, değil Meclisi topa tutmak, 33 yılda bir tek idamın infazı müstesna hiç ölüm cezası vermemiştir. İmzaladığı tek idam ise anne babasını feci şekilde öldüren biriyle ilgilidir.

Hâlbuki kendisini devirip başa geçen İttihatçılar devrinde herkes ölüm korkusuyla yaşamış, 10 sene gibi kısa bir zamanda onlarca faili mechul cinayet işlenmiş, koca bir devlet yıkılmıştır.

Geçmişe Mazi Derler, Ahmet Sarbay İstanbul-2003

Sevebilirsin...