Sen misin Kıbrıs’ı fetheden!..

Mezar taşları bir ülkenin, bir kültürün sahip oldukları toprağa vurdukları mühürlerdir. Onları yok etmek, toplumun hafızasını silmek demektir. Hititlerden Friglere, Roma İmparatorluğundan Osmanlıya eski insanlar bunu bildiklerinden, mezar taşlarını asırlara dayanacak şekilde toprağa adeta çakmışlardır.

Osmanlının son dönemlerinde mezar taşlarının dağılması, kabirlerin kaybolması ihmalden kaynaklanıyordu. Genç Türkiye Cumhuriyetinde yerel yöneticiler bu yanlışlıktan ders almayıp aynı hataya düştüler. Bir farkla ki kendi elleriyle söküp atmışlardı mühürleri… Yapılan yanlış farkedilene kadar tarihimiz çok zarar görmüştü.

Benzer sahneler aynı yıllarda Kıbrıs’ta da yaşanıyordu. Ahalinin aklı fikri bir lokma ekmek temin etme derdinde olduğundan kimse üzerine gidememişti.

31 Ağustos 1929 yılında adada yayınlanan Söz gazetesi neredeyse ağlayarak şu haberi veriyordu. Vakıflar İdaresi, Lefkoşe Ayasofya camii (Tarihi Ayasofya Katedrali olarak bilinen Selimiye Camii) etrafındaki ada fatihlerinin mezarlarının düzlenmesine karar vermişti. Hatta enkazın kaldırılması için belediye ile anlaşmış ve istenilen 30 sterlini de yatırmışlardı.

Lefkoşe Selimiye (Ayasofya) camii

O günkü belediye başkanı Rum’du. Onun açısından bu olay siyaseten “başarı” idi. Peki Türk Evkaf İdaresi Başkanlığı neden sesini çıkarmıyordu?..

O yıllarda Kıbrıs’taki cemaat ve vakıflarda görülmemiş bir uygulama vardı. “İngiliz kolpası” diyebileceğimiz bu uygulamaya göre Türk Evkaf İdaresi’nin iki başkanı vardı. Biri İngiliz’di ve adadaki yetkisi İngiliz kraliçesinden fazlaydı. Diğeri Türk’tü; hem yetkisi yoktu, hem de bu işe ilgisi… Söz gazetesi bunu şöyle tenkit ediyordu: “Bravo Evkaf İdaresi başkanına!.. Vaktiyle Kıbrıs’ı fethederken şehid olanlara ait Köprübaşı mıntıkasındaki tarihi kabirlerin yok edilmesi, fatih dedelerimizin kemiklerinin belediyenin zibil (çöp) arabalarıyla taşıtılarak çöpe atılması ve Ayasofya yakınındaki kereste ambarının hemen yanındaki bir mezarlığın han yapılması hepimizi rencide ediyor.”

Evkaf İdaresi’nin buna tepkisi, gazetenin idarecilerini çağırıp hem de Rumlar’ın gözü önünde hakaretler etmek olmuştu.

Günümüzde Lefkoşe Selimiye (Ayasofya) camii

Ayasofya’nın etrafındaki kabirler tamamen temizlendiğinde, bu mıntıkanın Türklere ait olduğunu gösteren delil olarak camideki hasır ve kilimlerden başka bir şey kalmayacaktı.

Söz gazetesinin yöneticisi Mehmet Remzi, yediği fırçadan sonra susmaz, İngiliz idareci ve uşaklarına İngiltere’den örnek verir; “Londra’daki Westminster kilisesi etrafındaki mezarları bırakın taşımayı, taşına el sürsen canınıza okurlar” der.

Ama olan olur, kabirler yok olur.

Tarihin Cemaziyelevveli, Ahmet Sarbay, İstanbul-2020

Sevebilirsin...