Kahraman Kalpazan

PaylaşTweet about this on TwitterShare on FacebookShare on Google+Email this to someoneShare on TumblrPin on Pinterest

Kahraman Kalpazan

Barış zamanında suç sayılan bir iş, eğer savaş sırasında “vatan için” yapılmışsa, kutlu bir hizmet olarak görülür. Hikayemizin kahramanı Mehmed Muzaffer de böyle bir olayla anılır. Ancak bir farkla ki; ömrü boyunca bir kez kalpazanlık yapmıştır. O da milletin ona ihtiyaç duyduğu en müşkil bir zamanda…

Mehmed Muzaffer 19 yaşında bir “Mekteb-i Sultani” yani Galatasaray Lisesi öğrencisidir. Okuduğu okul, Devlet-i Aliye’nin en önemli öğretim kurumlarından birisidir. Çanakkale Savaşı bütün hızıyla sürerken dayanamaz, orduya gönüllü yazılmak ister. Bu kararı verirken yalnız değildir. Aklı başında hocalarının; “Yapmayın, etmeyin, vatanın size başka yerlerde ihtiyacı var…” yalvarmalarına rağmen gizlice kaçarak cepheye giderler. Mesela 646 Celal İbrahim, daha seferberliğin ilanıyla geceden askerlik şubesinin kapısında sabahlamış ve “1 numaralı gönüllü” yazılmıştır.

Çanakkale Savaşında Sihler

Çanakkale Savaşında Sihler

Mehmed Muzaffer, üç aylık bir eğitimden, “subay adayı” olarak Mart 1916’da Çanakkale’ye ayak basar. Düşman, Aralık 1915‘in son haftasından itibaren geri çekilmiştir. Ancak devletin diğer sınırlarındaki yangın devam etmektedir. Çanakkale’deki birliklerin büyük bir kısmının, Kafkasya, Irak ve Filistin cephelerine “sevk” edilmesi kararlaştırılır.

Mehmed Muzaffer, birliğinin alay karargahında görevlidir. Alayın en çok ihtiyaç duyduğu malzemelerin başında kamyon ve otomobil lastiği geliyordu. Zira, Almanlar’ın verdiği 2 Mercedes-Benz kamyonla 2 otomobil lastiksizdir. Bu malzemeler de ancak, İstanbul’da bulunabilirdi. Karargah komutanı, İstanbul’u iyi bilen Mehmed Muzaffer’i bu iş için görevlendirir. Gerekli paranın Genel Kurmay’dan alınması için düzenlenen bir tezkere ile yola çıkar.

O yıllarda, İstanbul’da otomobil ve kamyon az bulunan vasıtalardandı. Savaş sebebi ile bunların lastikleri yok denecek kadar azdı. Bulunsa bile karaborsadan alınabiliyordu. Uzun aramalardan sonra Karaköy’de bir Yahudi’nin dükkanında istediklerini bulur. Yahudi’nin söylediği fiyatlar çok yüksektir ancak, başka çare yoktur… Pazarlığını yapar, malları ayırtır. Sonra doğruca Genelkurmay Başkanlığına gider. Burası, şimdiki İstanbul Hukuk Fakültesinin bulunduğu binadır.

Levazım İşleri makamına giden Muzaffer’i burada bir sürpriz bekliyordur. Görevli yarbay, askerin ayağına postal, sırtına palto alacak para bulunamadığından bahsederek isteği kabul etmez. Dışarı çıkan Muzaffer, çaresizlik içerisinde yürüyerek Yahudinin dükkanına varır. Birden aklına gelen parlak bir fikri uygulamaya karar verir.

Yahudi’ye “Paranın tahsili akşamüstü bitecek. Malları koyacak yerim de yok. Yarın öğleden sonra Çanakkale vapuruna yetiştirmem lazım. Onun için, sabah ezanında geleceğim. Malları mutlaka hazırla…” talimatını verir. Yahudi “Peki” der ama Muzaffer ayrılırken bir şey daha ilave eder. “Altın para vermiyorlar, kağıt para verecekler…” Yahudi bunu da kabul eder. Çünkü, savaşın başlarına kadar altın ve gümüş parayla alışveriş yapılmasına rağmen, harple birlikte “evrak-ı nakdiye”‘ denilen kağıt paralar çıkarılmaya başlanmıştı. Bu paraların üzerinde, “karşılıklarının altın olarak Duyun-u umumiye’ye yatırıldığı, harpten sonra karşılığının altın olarak ödeneceği” yazılıydı.

Muzaffer, ertesi sabah gün ağarmadan Merkez Kumandanlığı’ndan sağladığı araba ve askerlerle Yahudi’nin kapısına gelir.

Yahudi malları hazırlamıştır. Havagazı fenerinin loş ışığında araba yüklenir. Muzaffer, tüccara bir “yüzlük kaime” verir. Az birşey tutan para üstünü de alır. Araba, dört nala Sirkeci’ye varır. Malzeme alel acele gemiye aktarılır. Gün yeni yeni ışırken de Çanakkale’ye doğru yola çıkılır. Muzaffer, verilen görevi yerine getirmiş, birliğinin ihtiyacı olan lastikleri temin etmiştir.

Şehzade Abdülhalim Efendi

Şehzade Abdülhalim Efendi

Yahudi, üç gün sonra, elindeki yüzlüğü bozdurmak için Osmanlı Bankası’na gider… Gişedeki memurlar, parayı görünce katıla katıla gülmeye başlarlar. Zira o dönemde çıkarılmış en büyük para 50’liktir. Paranın sahte olduğu anlaşılmıştır.

Muzaffer, para basımında kullanılan kağıdın aynısını kırtasiyecilerde bulmuş, bütün gece oturup çini mürekkebi ve boya ile mükemmel bir sahte para yapmıştı. Ancak parada yer alan bir yazıyı manidar bir şekilde değiştirmişti. “Bedeli Dersaadet’te altın olarak tesviye olunacaktır” cümlesini, “Bedeli Çanakkale’de tesviye olunacaktır” şeklinde değiştirmişti.

Yahudi işi büyütmez. Ancak olay dillere düşer. Şehzade Abdülhalim Efendi, durumu öğrenince Yahudi’nin elindeki sahte parayı, karşılığını vererek satın alır.

Devlete güven

Mehmed Muzaffer’in en büyük yardımcısı, hiç şüphesiz Osmanlı devletinin tebası üzerinde sağladığı güvendi. Osmanlı son zamanlarında bütün kurumlarıyla dökülmesine rağmen geleneksel ahlaki tutumunu devam ettiriyordu. Zira yaşanan büyük savaşa rağmen devlet, ihtiyacı olan malzemeler için hiç kimsenin malına el koymamıştı. Bu sebeple Mehmed Muzaffer, satın alabileceği lastikleri bulabilmişti. Şehzade Abdülhalim Efendi’nin tutumu, Osmanlı tebasının neden devletine güvendiğinin en büyük delilidir.

Sahte paranın akibeti

Sahte para olayını öğrenen Şehzade Abdülhalim Efendi, karşılığını altın olarak ödeyerek sahte parayı Yahudiden alır. Onu, sedef kakmalı içi kadife mükemmel bir mücevher kutusuna koyup İstanbul Polis Okulu’ndaki Emniyet Müzesine teslim etti. 19171970 yılları arasında burada kaldı. Mehmed Muzaffer’in bu hikayesi, aynı okulda okumuş gazeteci yazar Naci Sadullah tarafından Parmak İzi dergisinde yayınlanır. Yazıda, paranın siyah beyaz basılmış bir resmi de vardır. Yıllar sonra tarihçi Ziyad Ebüzziya, bu yazıdan hareketle paranın peşine düşer. Polis Okulu Ankara’ya taşındığı için müze eşyaları da buraya taşınır. Eşyaların oraya buraya atılmış olması ve müze envanterinin olmaması yüzünden para kaybolur. Ziyad Ebüzziya, zamanın Emniyet Müdürü Fahri Görgülü‘nün yardımıyla bulunur. Ancak kutusu yoktur. Üstelik para, kıvrılıp katlandığı ve seloband yapıştırıldığı için perişan bir durumdadır.

Şimdi; Polis Laboratuvarı Daire Başkanlığı, Grafoloji ve Sahtecilik Şubesindeki bir dosyadadır.

Mükemmel bir eğitim

Mehmed Muzaffer’in tek özelliği 19 yaşında öğrenci olmasıdır. O bir grafiker veya sanat erbabı değildir. Renkli çıkış yapabilen bilgisayar yazıcısı veya fotokopiye de sahip değildir. Ancak bir gece içerisinde sahte para yapabilecek kadar usta bir grafiker gibi davranmasını, o dönemin eğitim seviyesine bağlayabiliriz.

Eğitimli bir nesil kaybettik

II. Abdülhamid Han, hürriyet adına tahttan indirildiğinde Osmanlı hakimiyeti Hazar Denizi ile Adriyatik kıyılarında hüküm sürmekteydi. Ancak devlet değirmenini döndürmeye başlayanlar, inanılmaz hatalarla bütün sınırlarımızı kasıp kavuran bir savaşa girer. Sonunda Yedi Düvel, bütün gücüyle Çanakkale önlerine yığılır. Burada hataların en büyüklerinden biri daha işlenir. Cepheye, ülkenin hemen bütün okumuş gençleri sürülür. Savaş sonunda ülkenin istikbalini yoğuracak bir neslin büyük çoğunluğu şehit düşer. Anadolu köylerinden asker toplanırken özellikle okumuş gençler seçilir. Bunlardan biri de bu satırların yazarının anne tarafından büyük dedesidir. Köyün tek okumuşudur. O da şehit düşmüştür. Kurtuluş Savaşı’nda köye gelen Yunan Subayları bu şehitin yazı takımını görünce Türk Subayları burada konaklamış diye hayli patırtı yapmışlar. Cumhuriyetin ilanında ülke çapındaki cehaletin en büyük sebebi de buydu.

Mehmed Muzaffer Kimdir?..

Gazze Savunması

Gazze Savunması

Mehmed Muzaffer, birliğiyle birlikte Sina cephesine gönderilir. 17-19 Nisan 1917‘de birinci ve ikinci Gazze savaşlarına katılır. Bu savaştan sonra, okul arkadaşı 449 Kasap Faik‘e (Soydanbay) yazdığı mektupta, “kolundan yaralandığını, hastanede olduğunu, yakında cepheye döneceğini, mülazımlığa terfi ettiğini” anlatmıştır.

İlk muharebelerde yenilen İngilizler, 6 Aralık 1917‘de, Bedevilerin de desteğiyle Gazze’ye girerler. Gönüllü bir artçı birlik, düşmanı Gazze sokaklarında oyalamakla görevlendirilir. Mehmed Muzaffer de bu gönüllüler arasındadır. Tarihin kaydettiği en büyük sokak savaşlarından biri yaşanır. Bir avuç birlik, İngilizlerin düzenli ve tam teçhizatlı birliğini sabah namazı vaktinden akşama kadar uğraştırır. Çatışmalar, ayakta hiçbir Türk askeri kalmayana kadar sürer. Mehmed Muzaffer de şehitler arasındadır.

Ahmet Sarbay, Geçmişe Mazi Derler – 2003

Sevebilirsin...