Kanuniyi kuzu sananlar

1512’den 1520’ye kadar sekiz yıl süren saltanatı sırasında Batı’ya, Avrupa’ya hiç sefer yapmamış olan Yavuz Sultan Selim Han Osmanlı’nın doğu ve güney sınırlarıyla uğraşmış, İran ve Mısır seferlerine çıkmıştı. Anadoluyu çetelerden temizledikten sonra Memlüklerin üzerine gitmişti.

Memlükler 3 büyük hatada ısrar etmişlerdi. İlki, Çaldıran’a giden Osmanlıyı arkadan vurmak için ordu göndermişler, yapılan tüm uyarılara rağmen geri çekilmemişler, gönderilen elçileri de reddetmişlerdi. İkincisi, kontrol ettikleri hac güzergahında hacıların can ve malına kasteden eşkiyaya yeterli müdahalede bulunmuyorlardı. Üçüncüsü ise Portekizlilerin Haremeyn topraklarına yaptıkları saldırılara cevap veremiyorlardı ki bir Portekiz donanmasının Cidde’ye asker çıkarması ve Mekke üzerine yürümeye teşebbüs etmesi İslam alemini çok üzmüştü.

Bu problemleri kökünden halleden Sultan Selim Han yönünü Avrupaya çevirir. Sebebi, Macarların ve Sırpların Balkanlardaki müslümanlara verdikleri zarardır. Ancak istediğini yapamaz. Padişah tuğları Edirne dışına konduğu günlerde vefat eder.

Osmanlılarla büyük bir savaş olmadan geçen 8 yıllık bu dönemde rahat bir nefes alan Avrupalılar, uzaktan korkuyla seyrettikleri ve “aslan gibi” diye nitelendirdikleri Yavuz Sultan Selim Han vefat edip yerine oğlu Süleyman geçince “Osmanlı tahtına bir kuzu geçti”, “Vahşi bir aslanın yerine tatlı bir kuzu geldi” diye sevinmişlerdi. Sadece Avrupalılar değil, Çaldıran’da rezil olan Safeviler de bayram etmişlerdi.

Onları bu kanaate sevkeden İstanbul’daki casusların gönderdiği istihbaratlardı. Babasına nispeten giyim kuşamına dikkat eden, sanata düşkün, kibar biri olarak gördüklerinden savaş ve diplomasi konusunda genç sultanı ciddiye almamışlardı. Ancak bu “kuzu”nun arslan gibi olan pençesini yemek için fazla beklemeyeceklerdi.

Doğrusu Kanuni de başlangıçta Avrupalıların “kuzu” benzetmesine uygun tutumlar sergiler. Babasının rezil rüsva eylediği doğu ülkeleriyle sorunlarını çözer. Mesela İran mallarına konan boykotu kaldırır, ticaret için büyük kolaylıklar sağlar.

Macar Kralı II. Lajos (Louis)

O sıralarda kendilerini Avrupa’nın en güçlü devleti olduğuna inanan kibirli Macaristan’a da barış elini uzatır. Divan-ı Hümayun’dan Behram Efendi’yi elçi olarak gönderir. Macarlar elçiyi sebepsiz yere işkence altında şehit ederler. Bir elçiyi hem de kulak ve burnunu kestikten sonra başını da keserek geri göndermek görülmüş şey değildir. Suçlu, Macar kralı Layoş’un yeğeni Kont Teleki Ferenç’dir. Layoş özür dileyip suçluları cezalandıracağı yerde İstanbul’a zehir zemberek bir mektup gönderir. Nasıl olsa Osmanlı tahtında bir “kuzu” oturmaktadır.

Kanuni derhal Macaristan üzerine yürür. Ancak önce Macarların mayın eşeği olarak müslümanların üzerine sürdükleri Sırp kralının tokatlanması gerekir. Belgrat kuşatılır. Ancak bir ay dayanabilirler ve 1521’de kendi elleriyle teslim ederler şehri…

Sıranın kendilerine geldiğini gören Macarlar Avrupa’da kim var kim yok davet ederek muazzam bir ordu kurarlar. Bu arada ilginç bir gelişme olur. Kendisiyle barış anlaşması imzanan İran şahı Tahmasp, Macar Kralı II. Layoş’a ve Kutsal Roma-Germen İmparatoru V. Şarl’a elçiler göndererek Osmanlılara karşı ittifak önerisinde bulunur. Doğudan ve Batıdan aynı anda sıkıştırılırsa Osmanlı çökecektir. Anadoluda tekrar mezhepçi saldırılar başlar.

Mohaç Savaşı’nı anlatan minyatür

Kanuni hiç acele etmez. Öncelikle Macaristan’ın üzerine yürümeye karar verir. Sadrazamı İbrahim Paşa’yı öncü birliklerle yola çıkararak bazı kaleleri ele geçirirken asıl ordu gelip Mohaç ovasında konaklar. Macar kralı yine akıllanmaz. Topladığı 250 bin kişilik ordusuna kıyasla 100 bin kişiden oluşan Osmanlı ordusunu küçümser. Oysa bu ordu, Avrupanın gördüğü ve göreceği en muhteşem ordudur. Kral II. Layoş, atalarının 130 yıl önce (1396) Niğbolu’da yaptığı hataların hepsini tekrarlama başarısını gösterir. “Türk kıskacı”na düşen Macarların çoğu kılıçtan geçirilir. Kalanlar bataklıkta boğulur. Bütün bunlar iki saat içinde olmuştur. Sadece Layoş değil, ona yardıma gelen namlı komutanlar, prensler, iki başpiskopos ve beş piskopos da hayatını kaybeder. Savaşın ardından ilerleyerek başkent Budin’i de fetheden Kanuni, beraberinde 100 bin kadar esirle İstanbul’a döner.

Avrupalıların “kuzusu” Osmanlı İmparatorluğuna en görkemli dönemini yaşatır. Yarım yüzyıla yaklaşan saltanatı sırasında ordunun başında 13 büyük sefere çıkar ve hepsinden zaferle döner.

Bu arada yapılan anlaşmaya ihanet etmekle kalmayıp, Osmanlının can düşmanlarına el altından destek veren, Anadoluda mezhep kışkırtıcılığı yapan İran Şah’ı Tahmasp ta terbiye edilir. Tebriz dahil pek çok İran şehri fethedilir. Tebriz’in kaybı üzerine bir İranlı şair “Gitti İran’ın namusu” der. Oysa İran’ın namusu Şah İsmail’in savaş meydanında bırakıp kaçtığı Taçlı Hatun esir edilince gitmişti.

KAYNAKLAR
İzahlı Osmanlı Tarihi Kronoloisi, İsmail Hakkı Danişmend, İstanbul-1947
Tevârîh-i Âl-i Osmân, İbn Kemal, Çamlıca Basım Yayın, İstanbul-2015
Muslim Cultural Enclaves in Hungary under Ottoman Rule, Gábor Ágoston, 1991
Osman’s Dream: The Story of the Ottoman Empire 1300–1923, Caroline Finkel, Basic Books, 2005
Ottoman Warfare 1500-1700, Rhoads Murphey, Rutgers University Press, 1999
Geçmişe Mazi Derler, Ahmet Sarbay, İstanbul-2003

Sevebilirsin...